2008 küresel finans krizi yalnız ekonomi üzerinde değil, siyaset, toplumsal düzen ve insanların psikolojisi üzerinde de etkili oldu. Bugün Avrupa’da görülen hareketliliği değerlendirirken krizin izlerini tarihsel süreç içinde incelemek gerekiyor.

Soğuk Savaş sonrasında liberal demokrasi ile piyasa ekonomisinin alternatifsiz bir model hâline gelmesi, küreselleşmenin refahı yaygınlaştıracağı ve ekonomik bağımlılığın siyasi çatışmaları azaltacağı varsayımı üzerine kurulmuştu. Bu yaklaşım siyasi partilerin programlarını ve uluslararası düzeni şekillendirdi.

1990’lardan itibaren Batı demokrasilerinde merkez sağ ile merkez sol arasındaki ekonomik politika farkları daraldı. Rekabet, serbest piyasa ilkelerinden çok bunların nasıl yönetileceği ve yarattığı refahın nasıl paylaşılacağı üzerinde yoğunlaştı. Bugün ise liberal düzenin otokrasi ve faşizme doğru kayabildiği, refah vaadinin sosyal adaletsizlik yarattığı ve tek kutuplu düzenin çok kutuplu bir yapıya dönüştüğü ileri sürülüyor.

Yazar, değişimin siyasetçilerden önce insanların taleplerinden başlayacağına dikkat çekiyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde kamu hizmeti, eğitim, sağlık ve hak talepleri görünür hâle gelirken hayatta kalma mücadelesi veren milyonlar bulunduğunu belirtiyor. Eşitsizliğin bütünüyle ortadan kaldırılamaması, yine de çaba gösterilmesi gerektiği savunuluyor.

Kriz dönemini anlatmanın yanı sıra yazar, bir hadisten esinlenerek eldeki imkânları iyileştirme ve sistemi toplumun taleplerine göre dönüştürme sorumluluğuna işaret ediyor. Bu dönüşümün ilk adımının kendi milletinin taleplerine cevap vermekle başlaması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye’nin birlikte üretme, adil bölüşüm, hizmetlere erişim ve sosyal adalet konusunda örnek olabileceği değerlendiriliyor. Silivri’de savunmasını gerçekleştiren Ekrem İmamoğlu’nun sofrada kimin oturduğu, kimin beklemediği ve kimin söz hakkı bulunduğu yönündeki soruları, yazar tarafından bütün ülkeler için geçerli bir adalet tartışmasına dönüştürülüyor. Milletler adalet arayışında ortak bir duruş sergilediğinde Türkiye’nin örnek olabileceği savunuluyor.

Kaynak: Karar