Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve Tolga Akış hakkında yürütülen müstehcenlik soruşturmaları, ifade ve sanat özgürlüğü ile yaşam biçimlerine müdahale tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Avukat Mustafa Atahan Öztürk, soruşturmaların bireylerin ifade alanını ve hayatlarını yaşama biçimlerini kısıtladığını savundu.

Öztürk, Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesinin farklı fiilleri ve farklı koşulları düzenleyen geniş bir hüküm olduğunu, bu nedenle soyut ve sınırları belirsiz bir alan oluşturduğunu belirtti. Müstehcenlik değerlendirmesinin yalnızca kişisel ahlak anlayışına veya belirli kesimlerin tepkisine dayanamayacağını, içeriğin bütünü ile bağlamının incelenmesi gerektiğini ifade etti.

Ceza hukukundaki kanunilik ilkesine dikkat çeken avukat, ahlaka aykırı bulunan bir davranışın kendiliğinden suç oluşturmadığını ve kişilerin hangi davranışların suç sayılacağını öngerebilmesi gerektiğini aktardı. Suçun sınırlarının uygulayıcının kişisel kanaatine göre genişletilemeyeceğini vurguladı.

Son dönemdeki soruşturmalarda 226. maddenin ikinci fıkrası üzerinden suçlama yöneltildiğini belirten Öztürk, sanat eserleri ile sanatçıların hedef alınmasının politik amaç göstergesi olduğu yönünde değerlendirme yaptı. Maddene yedinci fıkrasında bilimsel, sanatsal ve edebî değeri bulunan eserler için özel bir düzenleme yer aldığını da anımsattı.

Müstehcenlik kavramının hangi makam tarafından ve nasıl belirlendiği sorusunu öne çıkaran avukat, genel ahlak ve adap gibi soyut kavramlarla soruşturma tehdidi oluşturulduğunu ileri sürdü. Soruşturmaların bireysel özgürlüklerin yanı sıra yaşam ve eser seçimi üzerinde de etkili olduğunu belirtti.

Öztürk, devletin birey karşısındaki koruyucu rolünün denetleyici ve izin veren bir role dönüştüğü yönündeki görüşünü korudu. TCK 226. maddesi kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalarda insan haklarının esas alınması, hukukun bireysel özgürlükleri ihlal etmek için kullanılmaması gerektiğini savundu.

Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika